Böyle savaş kazanılmaz
Güngör Mengi - gmengi@gazetevatan.com

Sekiz yıl önce Türk halkı, bölücü teröre karşı zafer kazanmış tek düzenli ordunun sahibi olduğu için övünüyordu.
Yabancı uzmanlar bile “İspanya’dan Endonezya’ya bir benzeri daha yok bu başarının” diye konuşuyorlardı.
O günlerden bugüne geldik. Adeta kanlı bir sil baştan yaşıyoruz. Ne hata yaptık?
Öcalan’ın yakalanmasından sonra İmralı’da ona tanınan imtiyazlar, bölücü örgüte siyasal alanda avantajlar kazandırdı.
İnsan hakları alanında atılan adımların terör örgütüne karşı sürdürülen savaşı gereksiz kıldığına dair düşünceler büyük bir yanılgı idi.
Açılım hamlesi de yangına körük etkisi yarattı. Getirilen, içi boş bir çerçeve idi ve herkes onu “gönlüne göre” doldurmaya kalkıştı.
Bölücü örgütün elebaşıları, büyük kentleri ve tatil merkezlerini vuracakları tehdidinde bulunuyorlar bugün. Karayılan Kandil’de yabancı gazetecilere “demokratik otonomi” ilan edileceğini söylüyor. Ülkenin fiili olarak bölünmesi yolunda karşılaşacağımız oldu-bittinin ihbarıdır bu söz.
İhanet bu cüreti nereden buluyor?
Çünkü Türk Silâhlı Kuvvetleri kendi ülkesinde öylesine sorumsuz ve haksız saldırıların hedefindedir ki, bu moral dağılma düşmana umut ve cüret kazandırmaktadır.
Arkasını güvendiği bir hükümete dayama imkânından yoksun bir ordu, sırtından vurulacağı endişesi taşırken karşısındaki düşmana yoğunlaşamaz.
İktidarın darbe paranoyasından kurtularak TSK’ya yönelik hayâsız saldırıları durduracak basireti bir an önce kazanmasında büyük yarar vardır.
TSK’yı psikolojik harp taktikleri ile etkisizleştirmeye çalışan çevrelerin iktidarla olan yakınlıkları halkın dikkatinden kaçmıyor.
Bu durum AKP’ye karşı toplumda güvensizlik yaratıyor. Bir yandan bölücü eşkıya kalabalık gruplar halinde dolaşarak adeta meydan okuyor, öte yandan da halkın güvenini yitiren iktidarın öngördüğü çareler şüpheyle karşılanıyor.
Ülkenin bütünlüğünü tehdit eden bir savaş yaşıyoruz.
Ordusuna dost olmayan bir iktidarla böyle bir savaş kazanılamaz. Güven köprüleri kurulmalı!
*****
Silivri adaleti...
Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın ibretli öyküsü 12 Eylül’de yapılacak olan referandum için ölçüdür.
Dünyaca ünlü bu hekim on beş aydan beri Ergenekon şüphelisi olarak tutuklu. Mesleğini yapamıyor, onun kurtarabileceği canlar bu yüzden yaşama haklarından yoksun kalıyor.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, “açık ve kesin şekilde kanun hükmüne aykırı” davranarak Prof. Dr. Haberal’a haksızlık yaptıkları gerekçesiyle özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görevli 9 hâkimi manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.
Yani Haberal’ın uğradığı haksızlık yüksek yargı tarafından hükme bağlandı.
Ama ne gam; iktidar partisinin TBMM Grup Başkanvekili Bozdağ, Haberal’ın “Anayasal düzenin işleyişine müdahale etme gayreti içerisinde olduğu için” tutuklandığını söyleyebilmiştir.
Yargı mağduru bir bilim adamına “darbeci” damgasını vurabilmiştir.
Bu tutum iktidarın, mahkeme deyince Silivri’deki örneği anladığını ele veren bir itiraftır.
Bütün mahkemelerde Silivri adaleti uygulansın isteyenler hiç düşünmeden referandumda “evet” diyebilir!
- Haberlere yorum yazabilmeniz için sitemize üye olmanız gerekmektedir.
- Eğer üyeyseniz, aşağıdaki formu kullanarak hemen giriş yapabilir ve yorum yazabilirsiniz...
- Uzun yorumları yoğunluk nedeniyle yayınlayamıyoruz, lütfen kısa yazmaya dikkat ediniz...
- Bu sayfa, eleştirilerinizi iletebileceğiniz demokratik bir platform sağlamak için açılmıştır. Lütfen başka amaçlar için kullanmayınız...
- Yorumlarınızdan doğabilecek yasal sorumluluk size aittir...