Yaz kızım “Sanıkların ismi unutulduğundan..”
Selahattin Duman - sduman@gazetevatan.com

Yazdın mı? “22 Temmuz 2004’te kırk bir kişinin ölümüyle sonuçlanan hızlandırılmış tren kazasının nerede yaşandığı tespit edilemediğinden..” Yazdın mı kızım? “Talimatla alınması gereken ifadeler sekiz yıldır alınamadığından..”
İkinci Halife Hz. Ömer vaktiyle “Adalet Mülkün Temelidir” demiş.. Biz de onu alıp adliye binalarımızda başımızın tacı yapmışız..
2004 yılında Pamukova’da bir tren kazası yaşandı.. Cumhuriyet tarihinin en büyük kazalarından biriydi ve tam kırk bir vatandaş can verdi..
Orada hayatlarını kaybedenlerin anılarına saygısızlık etmek istemem ama kazanın görüldüğü mahkemenin Yargıtay’ca bozulan kararlarına ve davanın zaman aşımına uğramasına bakılırsa durum farklı..
Kazada hayatını kaybedenler için “öldü” demek teknik açıdan yanlış oluyor.. “Telef oldular..” demek gidişatın özüne uyuyor..
***
Evet.. Adli sistemimiz bu ölenleri “insan yerine koysa..” biz bu lafı etmez kaza kurbanlarını “Telefat..” sözcüğüyle anmazdık..
Dava Sakarya’da görülmüş.. Kazada kusurlu oldukları öngörülerek tutuklanan birinci ve ikinci makinistler üçer ay yattıktan sonra salınmışlar..
Ondan sonrası hukuk sistemi komedisi..
Nasıl bir yargımız varsa kazada ölen bir vatandaşı şikâyetçi olarak zapta geçirip, davayı görüyor.. Kararın usul açısından bozulmasına sebep oluyor..
Davanın tekrarında kaza yeri unutulmuş..
Mahkeme diliyle.. “Yaz kızım.. Kazanın geçtiği mahal tespit edilemediğinden..” hâli..
Çat çata çat çata çat çata çat!
ÇAT ÇATA ÇAT!
Kaza yüzünden suçlananların isimleri unutulmuş..
“Yaz kızım.. Sanıkların isimleri hâlâ tespit edilemediğinden..”
Çat çata çat çata çat çata çat!
Şahit olarak dinlenmesi gerekenler, ifadesine baş vuranlar sekiz yıl boyunca mahkemeye getirilememiş..
“Yaz kızım talimatla ifadesi alınması gerekenlerden ifade alınamadığından..”
Çat çata çat çata çat çata çat!
Gereği düşünüldü..
Tabii dosya Yargıtay’a gidince “Bu nasıl gereğini düşünmek? O eksik, bu eksik..” deyip dava gerisin geri gönderildi..
Elden ele geçen dava dosyaları ve kararların katettiği mesafe buradan köye yol oldu.. Zaman su gibi akıp geçti..
2012’ye gelindiğinde bir de bakıldı ki “zaman aşımı” süresi dolmuş..
“Yaz kızım.. Dava zaman aşımına uğradığından..”
Çat çata çat çata çat çata çat!
Hukuk sistemimiz üzerine edilebilecek cümle lafların bittiği yerdeyiz..
Bakalım bu örnekten sonra da o daktilo tıkırtıları “Yargı Paketi” içinden gelecek mi?
Paket için önerimdir: Duruşma salonlarında asılı tabelalarda “Adalet Mülkün Temelidir” yazıyor ya! Hepsinin altına bir tabela daha ekleştirelim..
Üzerinde “Tabii hafızası yerindeyse..” yazsın..
Hem cemaate yakın tabelacı milletine iş çıkar hem de hukukumuz daha bir şey olur..
***
Koskoca hükümet adamının “Tutuklamalardan şikâyet edenlere” laf yetiştirirken “Dışarıda özgürlük yoksa hapse girmekten niye yakınıyorsun?” diye kafa bulduğu bir coğrafyada yaşıyoruz..
Öyle tabii.. Bu mantığa göre içerisiyle dışarısının farkı ne? Fark yoksa bu ağlaşma ne?
“Coğrafya kaderdir..” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar haklıysa bu da bizim hukuki kaderimiz..
Düştük ellerine çekeceğiz..
Haaa!! Niye eleştiriyorsun o zaman, diyecekler.. O da lanet olası işimiz.. Bir nevi kader yani..
Ancak eleştiriyorsan çözümü de söyleyeceksin.. Çözümsüz eleştiri vırvıra girer..
Kişisel önerim şu: “Osmanlı’daki kadı düzenine geri dönmek..”
KADI SİSTEMİ..
Osmanlı’nın son dönemi gibi hem şeri mahkemelerin olacak, davaya kadı bakacak.. Hem de modern hukukun icaplarını yerine getiren bir adalet sistemin..
Vatandaş algısına, meşrebine, aklına göre birinden birini seçecek.. Kadı efendinin önüne gittin mi “Yaz kızımlarla..” lafı uzatmaz.. Bilirkişi gelsin, diye beklemez.. Yeminli ifade peşine düşmez..
Önüne gelenleri dinleyip bir karar verir.. Zaman aşımı meselesi de kökünden çözülür..
Şu sıralarda Tahran’ın molla rejimi Hollywood’a Beyaz Saray’dan daha fazla kızıyor..
İran sinemasının elinden çıkma “Ayrılık” adlı filmin önümüzdeki günlerde “En İyi Yabancı Film” dalında Oscar alması ihtimali Tahran’ı sinirlendiriyor..
Bu asabiyetin gerekçeli kararı da “Bu film bizi küçük düşürüyor, Amerika bunu bilerek filmi yüceltiyor..” şeklinde..
Ben kriz yaratan “Ayrılık” filmini seyrettim..
Bir boşanma hikâyesi.. Yurt dışında iş bulan kadın kendisiyle gelmek istemeyen kocasından ayrılmak istiyor..
Kocanın gerekçesi de Alzheimer hastası babası.. Ben gidersem ona kim bakacak, endişesi..
Sonunda ayrılmaya o da razı oluyor.. Kadının yokluğunda evine çağırdığı bakıcı kadın ile bir sorun yaşayıp mahkemelik oluyorlar..
Biz de kadı sisteminin nasıl işlediğini orada görüyoruz..
Kadı akıllı, dikkatli, makûl bir adam..
Yalancı şahitlerin yalanını, tarafların yan çizmelerini yutmuyor ve sorunu en adil biçimde çözüyor..
Kararları hızlı, yaptırımları hızlı ve sonuç hızlı..
Kendisi mahkemelik olan, yıllar sonra niye mahkemelik olduğunu kendi dahi unutan ahalimizin ağzını açık bırakacak bir sistemi perdeden izliyoruz..
Tahran rejimi bu filmde kızacak ne buldu, orasını anlamış değilim..
***
Yönetmen hiçbir abartıya, ajitasyona, manipülasyona yer vermeden yaşadıkları Tahran’ı bire bir anlatmış.. Film de müthiş güzel olmuş..
Ben çözümü söyledim, ipin ucunu da ellerine verdim..
Top bundan sonra Ergenekon Savcıları ile her hafta düzenli bir şekilde görüşen ancak yargı sürecini katiyen etkilemeye çalışmayan “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyet” ile onun reformcu hükümet adamlarının elinde..
Şu “Ayrılık” filmini topluca bir seyretsinler..
Kadı Sistemi’nin nasıl işlediğini yeniden görsünler.. Sonra oturup yargı paketini yeniden hazırlasınlar..
Mahkeme salonlarına asmak için de “Kadı yalağından su içen eşeğe palan vurulmaz..” özlü sözünü şahsen pek uygun buluyorum..
Sınır tanımayan gazeteci olduğumuzdan “hizmet” denince bizde de sınır yok..
Emeklilik sistemi ve yaşı değişecek