X
16 Nisan 2014 Çarşamba 22:36 İSTANBUL 21°C / 21°C
Getir
Gazetevatan.com » Yazarlar » Adnan Polat'ın Beşiktaş'lı olan kızı Eda!..

Adnan Polat'ın Beşiktaş'lı olan kızı Eda!..

Milliyet’te yıllarca beraber çalıştığım arkadaşım Perihan Çakıroğlu, Bugün gazetesinde Galatasaray Başkanı Adnan Polat‘la çok çarpıcı bir röportaj yapmış...
Polat’a soruyor Perihan:
“Ailede herkes Galatasaray’lı mı?..”
Adnan Polat politik bir cevap veriyor:
“Bizim aile çok geniş... 6-7 bin kişi var...
Çekirdek ailemde herkes Galatasaray’lı değil...
Kızım ve kız kardeşim Beşiktaş’lı...
Başka yakınlarım arasında Fenerbahçe’li de var...
Kimseye baskı yapmıyorum...
Herkes istediği takımı tutuyor...”

***

Bu yanıttan;
Adnan Polat‘ın çekirdek ailesinin yakınlarında Fenerbahçe’li var mı yok mu öğrenemiyoruz...
“Fenerbahçe’yi tutan yakınlarım var” derken, bunların ne derece yakını olduğunu anlayamıyoruz, çünkü Polat çok zekice bir şekilde ‘bizim aile 6-7 bin kişi’ diyerek Erzurum’un önemli bir bölümünü aileye katıyor, kim Fenerbahçe’li, kim değil gargaraya getiriyor...

***

Neyse ki Beşiktaş, bir Galatasaray Başkanı için, görünen kardeş kulüptür de, kızı Eda’yla, kız kardeşinin Beşiktaş’lı olduğunu söyleyerek, kendi baskı yapmaz demokratikliğini kanıtlıyor!..

Kulüplerle isimleri sembolleşmiş babaların çocuklarının farklı kulüplere sevdalanması hep ilgimi çekti benim...
Muhtemelen, kendi ailemle geçmişimden gelen fazlaca psişik takımlararası ilişkimden...

10-11 kişilik Fenerbahçe’li bir ailenin tek çocuğuydum ben...

10-11 kişilik Fenerbahçe’li orduya karşı, ufacık velet halimle “tek başıma Beşiktaş’lı oldum” ve onca aile efradının karşısında yıkılmadan durdum...

Adnan Polat’ın kızıyla “takım tutma konusundaki demokratik ilişkisi” nasıl yürüdü bilmiyorum ama, benim ilişkim pek demokratik sayılmazdı...

Misal Fenerbahçe kazandığı zaman, evin eniştelerden, teyzelerden, anneden, babadan, nineden oluşan bütün büyükleri Haçlılar Ordusu gibi üzerime çullanırdı...
“Fener Fener, dünyayı yener...” gibi düzayak tekerlemelerle...

***

Çocuk canımla, nasıl baş edeceğimi düşünürdüm, bu gök gürültüsünü andıran uğultuyla...

Zaten çocuk aklımda “mutlaka bir hakem hatası vardır ya da bir haksızlık yapılmaktadır Beşiktaş’a...” Dolayısıyla çifte kavrulmuş baskıyla, sinirlenir, hırslanır, gözünden yaş süzülür yine de sapasağlam dururdum ailemin karşısında...

Nice “Şenol Birol Gol” tekerlemeleri işittim, nice “Lefter Lefter dünyayı geçer” nakaratları dinledim, nice “Ogün’ün doğduğu günün ne “Büyük bir Gün” olduğu” bana farkettirildi...

Şükür Tanrıma dimdik durdum ufacık yüreğimle, milim taviz vermedim, döneklik etmedim, esen rüzgarlardan yere kapaklanmadım...

***

Neyse gün geldi ben büyüdüm koskoca adam oldum, ailemle futbol mazim içimde bir yara yürür gider oldum...

A o da ne?..
Muhterem validemin içi titredi ve farketti ki biricik oğlu Beşiktaş’lıdır...
Öyleyse oğlunu üzmemeli o da Beşiktaş’a sempati ve sevgi duymalıdır...

Bre muhteremler, onsekiz yaşına kadar etmediğiniz kelam, yapmadığınız alay, sindirmediğiniz tezahüratım kalmadı, şimdi aklınız başınıza geldi benim takımıma sempati duymaya...

“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” demezler mi bu yıllar yılı kanayan yaraya?..

Velhasıl-ı kelam şimdi ne zaman, aile büyüklerim özellikle de pek muhterem validem “Ben Beşiktaş’ı tutuyorum artık” dese de, ben hemen müdahale ederim:

“Lütfen sevgili validem, Fenerbahçe’li kalınız geçmişinize hürmeten...”

***

Bu olayın bana çok sonraları önemli bir faydası oldu...
Ne zaman ki, toplumsal fırtınalar estirilir, kasırgalar, şimşekler yeri göğü inletir, ben hiç oralı olmam...
Estirilen ve önüne kattığını sürükleyen toplumsal rüzgarlardan, hiç etkilenmem...

Bildiğimi okumaya devam ederim...
Muhtemelen küçücük yüreğimin çocuklukta, ordulara karşı tek başına gösterdiği sonsuz direniştendir...
Şükür hâlâ hayattalar valideyle peder...
Şükür hâlâ tersini söylemeye çalışsalar da aslında Fenerbahçe’lidir onlar...

Hayatınız zevki öyle çıkmakta çünkü...
Onlar “Fenerbahçe” diye bu kadar kafamda tamtam çalmasa, ben bu derece iyi Beşiktaş’lı olmazdım çünkü...
Zıtların birliği böyle bir şey...

Bilmiyorum Adnan Polat’ın kızı Eda, babasına ne dedi, Polat “Bizim şampiyonluktaki tek rakibimiz bu sene Fenerbahçe” derken...

Beşiktaş’ı gözardı ederken!..
Allah Adnan Polat’ı da benim babam gibi yapsın inşallah!..

*****

ŞİMDİ YENİ MAĞDURLAR YARATILIYOR... NUR SERTER’İ “DAVA MANYAĞI” YAPMAK!..

Akit gazetesinde okudum ki üniversitelere türbanla girilmesinin yasalarla mümkün kılınmadığı günlerde, türbanlı öğrencilerin okula girmesi için, ikna odalarında öğrencileri ikna etmeye çalışan Profesör Nur Serter’i “dava manyağı” yapıyorlar...

Dönemin yürürlükteki yasalar elvermediği için türbanla üniversiteye giremeyen “mağdur öğrencileri”, olayı müsebbibi olarak Nur Serter’i hefede koyup, ikna odalarında “manevi işkenceye tabi tutuldukları” gerekçesiyle dava üstüne dava açıyorlar...

***

Ne haberi sürmanşetinden veren Akit’i, ne o üniversiteye giremeyen türbanlı öğrencileri “ötekileştirmediğim” gibi, şimdi onlara da Nur Serter’le ilgili bazı bilgileri vereyim...

O günlerde kız öğrencilerin türbanlı üniversiteye girememeleri bir yasa konusuydu, Anayasa Mahkemesi kararıydı, Nur Serter’in kişisel kararı değil; bu bir...
Bu konudu hukukumuzun en üst kurumu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de benzer bir kararı vermişti türbanla ilgili bu iki...

Nur Serter’in, türbanla üniversitede eğitim alınmasına karşı olması, onun yasalar karşısında “özel suçlu” durumuna sokmaz bu üç...

Sonuçta o gün uyguladığı yürürlükteki yasalardı ve o yasalara göre, eğitim hakkı elinden gidecek öğrencileri, üniversiteye sokmaya gayret ediyordu...

***

O ikna görüşmelerinde bir manevi işkence sözkonusuysa elbette gereği yerine getirilmeli...
Ama arkadaşlara da birkaç sözüm var...
Yeni dönem ve yeni mağdurlar yaratmayın...
Kutuplaşmayı artırmayın...

Şimdi uygulama değişti ve istediğiniz gibiyse, geçmiş yasanın zorunluluklarını, insanlardan çıkarmayın...
Yeni mağdurlar yaratıp, işi içinden çıkılmaz hale sokmayın...

***

Bir de özel bir not benden bilmeyenlere Nur Serter’le ilgili...

İki ay kadar önce, ortak bir tanıdığın yanında buluştuk, uzun bir öğle yemeği yedik kendisiyle...
Nur Serter için çok şey söyleyebilirsiniz, ama vakur duruşunu, insanlara ve kurumlara duyduğu liyakatı sorgulayamazsınız...

Çok zor günlerden geçiyordu Serter...
Deniz Baykal o günlerde “bir kadınla görüntülerin yayınlandığı kaset skandalından” yeni çıkmıştı...
Nur Serter de bir kadındı ve o kasatte olduğu söylenen kadın milletvekili yakın arkadaşıydı...

Bütün milletvekillerinin, yanından “vebalı” gibi kaçtığı o gün, o kadın milletvekilinin yanına Nur Serter gitti...
Onun koluna girip, Meclis Genel Kurulu’na o soktu...
Herkes vebalı diye bakarken o kadına, onun meşriyetinin yanında dimdik kadın başına durdu...

Tıpkı vakt-i zamanında Nazlı Ilıcak’ın aynı Meclis Genel Kurulu’nda Merve Kavakçı’nın yanında durduğu gibi...
Herkes onları linç etmeye çalışır, vebalı gibi davranırken Nur Serter ve Nazlı Ilıcak o kadınların yanında, dimdik durup onlara kol kanat gerdiler, kalkan oldular...
Birbirinin zıttı siyasi görüşlere sahip iki kadındır onlar...

Nur Serter ve Nazlı Ilıcak...
Ama kadın olmak, kadın gibi kadın olmak için politik görüş çok önemli değil...

Hep söylerim...
Hayat siyasi değil, insanidir çünkü...
İkisinin de yakın dostum olmalarından gurur duyuyorum...


Üye Olan Herkese 30 TL ve Üzeri Siparişlerinde Kullanabilecekleri 5 TL Hediye !!!