Ahmet Kaya'nın o gecesinde yaşanan görüntüleri seyredince...
Reha Muhtar - rmuhtar@gazetevatan.com

19 Temmuz gecesi, bir grup arkadaşımın Kuruçeşme‘de eski fakat çok güzel manzaralı mütevazi bir evde toplanmış olduğunu öğrendim...
Beni çağırıyorlardı...
Dar ve çıkmaz sokakların arasından zor bela bulup, içeriye süzüldüğüm ev tipik bir Boğaziçi eviydi...
Eski, hafif köhne, dik merdivenli ve fakat inanılmaz manzaralı...
Evin muhteşem manzaralı terasında sohbet iyice koyulaşmıştı...
Biraz sohbet ettik...
Arabada bulunan Yorgo Dallaras‘ın CD’sini getirmiştim...
Onu verdim ev sahibine, Boğaz‘ın sessiz ve ışıltılı gecesinde bir taraftan Dallaras‘ı dinlemeye koyuldum...
Bu yaz sıcağında çalkantılı günlerden geçmekteydim...
Çalkantılı günlerde Yorgo Dallaras’ın çalkantılı müziği ruhumu okşar, dinlendirirdi...
***
Bir süre sonra, “Sana bir sürprizimiz var” dediler...
“İçeri geçeceğiz bir şey izleyeceğiz...”
Böyle bir gecede doğrusu içeri geçip, bir şey izleyecek halim hiç yoktu...
“Ne izleyeceğiz ki?..” diye sordum...
“O geceyi izleyeceğiz... Kaset kaset görüntülerden Ahmet Kaya’nın o gecesini izleyeceğiz... Senin de olduğun o geceyi...”
“Nereden buldunuz bütün bu görüntüleri” diye sordum...
“Uzun zamandır üzerinde çalışıyordum” dedi muhatabım...
Fanatik biçimde Ahmet Kaya‘yı savunuyordu ve ona yapılanları yerin dibine batırıyordu uzun zamandır...
***
“Her kameradan, değişik açılardan, saatlerce o gecenin görüntülerini izledim...” dedi...
“Seni tanıdığım için söylemiyorum... Bütün bir gece o ortamı yumuşatmak için elinden geleni yapmışsın... Bütün sanatçıları çağırmışsın... Pir Sultan Abdal’dan, Yunus Emre’den bahsederek, gerilmiş ortamı sindirmeye uğraşmışsın... İkisinin bile yanyana gelmesi olay olacak dev sanatçıların yirmisini sahneye almışsın... Ve ortamı yumuşatarak, saldırgan atmosferi dinginleştirmişsin... Olayın çıkışı, saldırılar, senin ödül almak için çıktığında, ortamı bir anda yumuşatman, sonra yeniden hareketlenmeler...
Hepsini sırasıyla her kameradan izledim...
Şimdi sana ve diğer arkadaşlarıma izlettirmek istiyorum...”
***
Heyecanlı heyecanlı anlatıyordu...
Benim de atılmış çamurları hatırlayarak gözlerimin parlamasını, heyecanlanmamı, biran önce izlemek için ısrarımı bekliyordu...
Ne ki hiç heyecanlanmamıştım...
Kayıtsız bir ilgiyle dinliyordum söylediklerini...
1999 yılının o gecesinin üzerinden tam 11 yıl geçmişti...
Bir kez olsun, o gecenin görüntülerini izlemek gelmemişti içimden...
Kendimin ne yaptığını biliyordum...
Başkalarının ne yaptığını da...
Meraktan veya “Acaba istemeden bir şey yapmış olabilir miyim?” duygusuyla bile izlememiştim...
Gerek yoktu, biliyordum kendimi...
İspatlamaya bile çalışmamıştım...
***
Muhatabım ise duruyor duruyor anlatıyordu...
O gecenin görüntülerini kısa bir zaman sonra internete vereceklerini ve o tarihi geceyi doğrusuyla tarihe bırakacaklarını söylüyorlardı...
Dün baktım Ahmet Kaya‘nın Şafak Türküsü‘nü referandum kampanyasında kullanacakmış AKP...
Bu dönem çok ilginç bir dönem...
Güncelden çok geçmiş kurcalanıyor...
Ne var ne yok ortaya çıkartılıyor...
Kim ne yapmış ve kim ne yapmamış, Kardak‘ta ne olmuş 12 Eylül‘de ne bitmiş, Ahmet Kaya‘nın gecesinde neler yaşanmış, kimler linç edilmiş, kimler linç etmiş?..
Biraz da güncelin tartışılmasını yokuşa sürmek anlamına geliyor, geçmişi bu kadar geniş konuşmak, her bir detayı sorgulamak, hesabını sormaya kalkmak...
***
Ama ne yalan söyleyeyim, geçmişin “gazetecilik biçimleri ve anlayışları ortaya kondukça” bir nebze ferahlıyor, rahatlıyorum...
Ne linçler, ne manipülasyonlar, ne yalan haberler, ne görmezlikten gelinen olaylar, ne haysiyet ve onurlar üzerinde yapılan sadist cellatlıklar var o geçmişte kim bilir?..
Bana bütün bunların hepsinden sorumluluk adına arta kalan, şimdi göklerde mekanı cennet olan Halil İbo‘yla, Pire Ferhat‘ın çocukları eğlendirmek için yaptıkları kasetler kaldı...
Gurur duyuyorum cennetteki Halil İbo’yla ve Pire Ferhat’ın tertemiz yüreklerinden çıkan kasetlerden, bunca kirliliğin arasında...
*****
25 YILLIK KOCANIZ KADIN OLMAK İSTERSE?..
25 yıllık kocanız, bir gün gelir size “Yıllardır içinde sakladığı duyguyu artık yenemediğini” anlatır ve “kadın olmaya karar verdiğini” söylerse ne yaparsınız...
Öyle romantik komedi falan değil, laf olsun torba dolsun espri yapılıp gülünsün türü...
Dibine kadar dram, dibine kadar politik, dibine kadar insanı anlatan, insana has, iki muhteşem oyuncunun oynadığı bir film “Normal.”
Jessica Lange 25 yıllık kocasından “kadın olmak istediğini” duyduğunda nasıl inanılmaz bir performansla o anı oynuyor...
Tom Wilkinson, kadın olmak isteyen orta yaşı geçmiş bir aile babasını nasıl karakterize ediyor?..
Filmin adını “Normal” diye gördüğümde anladım, bu filmde tahminlerin ötesinde bir şeyler olduğunu...
Böyle absürd isimleri olan filmler, ilginç içerik ve mesajlar taşırlar...
Digitürk’te “Hediye filmler” kuşağında 2003 yılına ait bu filmi vizyona koymuşlar...
***
Babanın yetişkin ve kızlarla bohem bir hayatı olan erkek çocuğu ne yapıyor?..
Ergenlik çağına yeni giren, ilk adet kanamasını gören kız çocuğu nasıl tepki veriyor?..
Kadın, erkek, çocuk, rahip ve işyerindeki arkadaşlar ne yapıyorlar?..
Bu bir komedi filmi değil...
Bu hayatın bizzat kendisinin dramatizasyonu...
Hayatta en olmayacak dediğiniz şeyler olur bazen!..
Hayatın gerçek ritmi, insanların ona yüklemeye çalıştıkları misyonlardan çok farklıdır...
Bir kadın 25. yılında “sevgiyle süren evliliklerinde” bağlandığı kocasının “erkek vücudu içinde bir kadın taşıdığını söylerse” ona karşı ne yapmalıdır?..
***
Hayatta kolay ve klişe olanı hiç sevmedim ben...
Vasat, sıradan ve aptalca buldum bilinen klişeleri tekrar eden insanoğlunu...
Belki de hep klişelerin dışına taşmak istemem, beni hayatın en zor, en sıradışı, en egzantrik olaylarıyla karşı karşıya getirdi...
Filmi seyrederken, bu korkunç gerçek karşısında “insanların gösterdiği insanüstü çabaya” tanık oldum...
Eğer kalıpların biraz dışındayım diyorsanız bu filmi mutlaka izleyin...
SGK’dan 67 milyon aboneye çağrı