| Selahattin Duman |
| Yazara ulaşmak için : sduman@gazetevatan.com |
Maslahatın nedir ki böyle şaşı sorarsın?![]() Bu lafım erkekliğimizi, kadınların ağzına verip dalga geçirten anketçilere ve bunu çarşaf çarşaf yayınlayan Milliyet’in yöneticilerinedir.. O anketi yaptıranlara “Balta vursun da ormanlarınız kurusun.. Dallarınız ateşe düşsün de döne döne yansın..” deyip ilenmiyorum.. Kendime hâkim olup bilimi konuşturuyorum.. Milliyet Gazetesi’nin erkekliğe dair yazdıklarından sonra benim de inlemem, koca ağacın inlemesi gibidir.. “Hangi şehrin yiğitleri daha kifayetsiz?” başlıklı yazı dizisinin her paragrafı, erkeklik gururu ve şuurumuza “sapı bizden baltanın” darbesi gibi işledi.. “Sapı bizden balta..” diyorum çünkü Milliyet refikimizin başında Sedat Ergin namında erkekliğe kayıtlı bir kişi var.. Yani gazeteyi nisa taifesinden biri değil mavi kafa kâğıtlı biri yönetiyor.. Yarın, öbür gün; maazallah başına bir iş gelse namazı “er kişi niyetine” kılınacak bir yiğit.. Sonra tutup böyle bir araştırma yaptırıyor.. Hangi ilin yiğitleri zamanından önce erkeklikten kesilmiş? Hangi ilin erkekleri tohuma kaçmış? Vermiş kızların eline kalemi.. Sıtma Mücadele marşına güfte olan “Sivrisinek Destanı” gibi yazdırdıkça yazdırıyor.. Kızlar neş’esinden dört köşe.. YAZIKLAR OLSUN Hayıflanmam, erkekliği yerden yere vuran Milliyet Gazetesi’nin kadrolu erkek yöneticilerine.. En başta da gazetenin paşası Sedat Ergin’e.. Birinci derecede kusurlu olan odur.. Gazeteciliğine laf etmem ama erkek olarak onu evvel emir gözüm tutmamıştı.. Hafızama “Karısının ördüğü hırkayı gururla giyen şuursuz bir erkek” diye kaydını geçmişim.. Bahçıvandır biberi yok, erkek dünyasından haberi yok.. Son Konya’daki, Adana’daki erkeklerin maslahatlarını düşüneceğine erkeklik âleminde, özellikle de senin gazetende ne oluyor ona bir baksana.. Aha benim yiğidim Dr. Eser Alptekin’im.. Bu Arslan gibi adam senin gazetenin yazarı değil mi? Bodrum’un Terassu Otel’de deniz hamamına girip banyosunu aldıktan sonra ayağını kaydırıp düşmüş, omurgasından bir kemiği kırmış.. Serildiği yerde dağ gibi yatmış.. Senin haberin yok.. Duymamızla başına koşmamız bir oldu.. O pehlivan yapılı adamı sırt üstü yatırmışlar bir yatağa.. Yattığı yerden öyle heybetli görünüyordu ki ben diyeyim Köse Dağı, sen de Çorum’un Alacahöyük’ü.. Öyle bir gövdenin yattığı yerden görülmemesi mümkün değil.. Cümle âlem Dr. Alptekin’in başına toplandı.. Bir Sedat Ergin’in haberi olmadı.. Ama sor.. İzmir’in yiğitlerinin yatak performansının elifinden, “sin”ine “kaf”ına kadar haberi var.. Hiç yiğit kişi, yataktaki eyyamını açık seçik konuşur mu? Konuşması icap etiğinde de teamüle uyar, sallar.. Sedat Efendi’nin anketine cevap verenler arasında belli ki İzmir vilayeti yiğitleri sallamada birinci.. Öbürlerinin bu kadar sıkı sallayamaması kusur değildir.. Ayrıca erkek milletinin nefsi oynaktır.. Şartlar tamam olduğunda performans her daim dört dörtlüktür.. Nedir o şartlar? Gustav Flaubert efendinin dilinden erkeklik özel tarihinin sayfalarına geçmiştir.. “Bir kadına bağlanmak için erkeğin dört ana sebebi vardır..” der ünlü yazar.. Sonra sayar sebepleri: “Seks, para, reklam ve sarhoşluk..” ÖLÇÜLER ŞAŞMIŞ Bu şartları tartışan yok.. Erkeğin performansına ölçü olacak kadınların haline bakan yok.. Kuru kuruya sonuç üzerinden değerlendirme yapılıyor.. “Erkek nefsinin oynaklığı” hiç hesaba katılmıyor.. Adam karısıyla küsüşmüş.. On beş gün, bir ay.. Kırk gün.. Yanına uğradığı yok.. Sonunda kadın boynunu kırıp, dişi konuşarak adamla barışmış.. Günler sonra nihayet birlikte yatağa girmişler.. Adamın gayreti Milliyet’in sahiplendiği ankete göre “düşük performans” denilecek düzeyde ama yeni barışmış olmanın hatırına kadın mesele yapmıyor.. Tam tersine cilveleniyor.. “Nasılmııış?” demiş adama ağzını yaya yaya.. “Gözel garından uzah olmak zormuş deel mi?” Adamın cevap veresi yok.. “Çok aradın mı garınııı?” Adam tavana bakıyor.. “Özlemişdir herifim, özlemiştir de edebinden söylemez.. Nereden bulacak benim gibi garıyı?” Adam daha fazla dayanamayıp “Kadın.. Kadın..” diye gürlemiş.. “Şu ahırdaki eşek var ya! Çamaşır yıkamayla hamur açmayı bir bilecekti ki..” (Lafın bundan gerisi, televizyonda söylendiğinde üzeri dıtlanacağından yazılamamıştır..) SAY SAY BİTMEZ Milliyet’in yayınından keyiflenip tahta kaşıkla oynayanların fiyakasını tabiat bozar.. Kadın kısmına yumurta taneyle verilmiştir.. Başlarlar saydırmaya, adına ergenlikten kadınlığa geçiş derler.. Yumurta tükenir.. (En bereketlisinde dört yüzü geçmez zaten..) Adına menopoz derler.. Erkeğin tohumlama sistemi parmak hesabına gelmez.. Sperm sayımında üç beş milyonluk rakam bile “düşük” sayılır.. O yüzdendir ki erkeğin suyu hiç kesilmez.. Ölüsü bile iş görür.. “Sperm Bankası” adı verilen teşkilatlar bunun içindir.. Erkek gider, sperm bankalarından birinde mevduat hesabı açar.. Bekârı, dulu herkes ondan öldükten sonra da sebeplenir.. Buna karşılık bugüne kadar kadınların mevduat hesabı açtırabilecekleri bir “Yumurta Bankası”nın varlığını hiç duymadım.. Ezcümle.. Erkeğin son ulanma tarihi kesinlikle belli olmaz.. Murat Bardakçı kardeşimiz yazdı da 1694 yılında Dürrizade İsmail Efendi’nin kaleminden çıkma “Dallakname-i Dilkûşâ” adındaki eserden okuyup, öğrendik.. Doksan yaşındaki pir-i faniyi bile çıplak edip, on sekizlik iki cariye kıza sıkıca sararak bir gece yatırdığında sabaha Zaloğlu Rüstem gibi kalkabiliyor.. Anket neyim dinlemem: Marifetli, kadınlığını bilen kadın isterim.. Yiğitlik ölse bile işte o zaman gayrete gelip ayağa dikilir.. |
| Yazarın Önceki Yazıları |
| Tüm Yazılarına ulaşmak için Tıklayın (1573) |
| |
Paylaş |