| Mine G. Kırıkkanat |
| Yazara ulaşmak için : mine.gokce@wanadoo.fr |
 Yere çakılan istikbal
 Kimi insanlar olağandışıdır. Ama pilotlar, hele jet pilotları, hem olağanüstü, hem de olağandışı olmak zorundadır. Havacılık öyle bir tutkudur ki, uçamayan bile ancak uçanların yanında teselli bulur, uçaklarla haşır neşir olursa avunur.
Hayatımın en güzel günlerinden birini Hezarfen Havaalanı’nda, işte böyle uçmak tutkunu bir grup havacıyla geçirdim. Ama size, havadaki “Çılgın Türkler”i anlatmadan önce, uçmak tutkusu nedir, sevdiğine kavuşamayan bir gencin, Caner AKTÜRK isimli üniversite öğrencisinin kaleminden aktarmak isterim:
***
“Havacılık aşkıyla doğdum. İlk anım, 4 yaşında kreşe gittiğim ilk güne dair: Oyuncak bir uzay gemisini oyun saatinin sonunda geri vermemiş, kreşi birbirine katmıştım.
Ana sınıfında, adımı yazmadan önce, defterin çizgi dışı boşluklarına yolcu uçakları çizmeye çalışırdım. Ne zaman bir uçak ya da helikopter görsem, kimyam değişirdi. İlkokul ikinci sınıftayken, bütün çocuklar alçaktan uçuş yapan iki helikopteri görmek için camlara koştuk. Hiç kavgacı olmamama rağmen, helikopterleri daha iyi görebilmek için beni iterek önüme geçen arkadaşım Bora’yı tuttuğum gibi yere devirdim. İlkokul 4. sınıfta, anneannemin köy evinde gübre torbalarını aşırıp, kendime paraşüt yaptım. Torbaları büyük bir heyecanla birbirine diktim, kenarlarına ikişer delik açarak çamaşır ipi geçirdim, omuzlarıma bağladım ve 2. kata çıktım. Ama (iyi ki) önce bir deneme yapmayı akıl ettim, paraşütün ucuna bir su bidonu bağladım ve salıverdim. Bidon paramparça oldu, benim hayallerim de...
Kağıt uçaklar, uçurtmalar, yüksekten atlama oyunları, koşarak en uzak minderin üstüne, bisikletle rampalardan en yükseğe uçmakla geçti çocukluğum. Gerçek bir uçağa binmek, hatta yakından görmek için bile neler vermezdim. Ama örnek alabileceğim bir pilot bile yoktu, çevremde.
Lise 2. sınıfta Erdal abi ile tanıştım. İnternetten 15 pilota yazdığım mesajdan yalnız ikisine cevap alabilmiştim, bunlardan biri Erdal abi’ydi. Özel bir uçuş okulunda pilotaj eğitimi alıyordu, havacılık hakkında uzun uzun yazıştık. Erdal abi’yle tanışmak benim için bulunmaz bir nimetti. Bana nasıl pilot olabileceğime dair öğütler verdi, yüreklendirdi.
Hava Harp Okulu sınavlarını 0.50 astigmat nedeniyle kaybettim. Para biriktirip (yılda sadece 10 öğrenci alan) SHYO sınavlarına iki kez girdim. Elendim.
Yaş sınırlaması nedeniyle artık sınavlara giremiyorum. (Caner 21 yaşında.)
Erdal abi üzülmemem gerektiğini söyledi. Ona göre, gösterdiğim azim ve istekle bir gün bütün imkânsızlıkları yenip pilot olacaktım...
Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanıp İstanbul’a gelir gelmez, çok aktif çalışan Kadıköy Türk Hava Kurumu’na başvurdum. THK’nda Model Uçak ve Model Uçak Öğretmenliği kurslarını bitirdim. Paraşüt kursuna kabul edildiğimde dünyalar benim oldu. Atlayışlarımı başarıyla tamamladım ve ertesi yıl, asıl istediğim planör uçuş eğitimine kabul edildim. A Brövesi almaya hak kazandım. Türk Hava Kurumu’nda aldığım havacılık eğitimlerine devam etmekteyim.
Halen B. Ü. Uluslararası Ticaret Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Annem ve babam ayrıldı, ikisi de emekli öğretmen. Babamdan maddi destek görmüyorum. Öğrenimimi burslarla sürdürüyorum.
En büyük idealim pilot olmak. Pilotaj eğitimi veren kurumları araştırdım, ama ailemin bu eğitimleri karşılayacak maddi durumu yok. İngilizce ve Almanca bilgime güvenerek, Lufthansa ve Swissair sınavlarına başvurmak istedim. Bu kurumlarda eğitim ücreti, çalışmaya başladıktan sonra ödenebiliyor. Ancak sınavlara AB vatandaşlarının alındığını, hatta Lufthansa’nın son elemelere yalnızca Alman adayları bıraktığını öğrendim. Bu son umudum da uçup gitti. Hangi yolu denesem, dönüp dolaşıp hep aynı çıkmazda bitiyor: Para.
Sorunun burada düğümlenmesi çok saçma.
Erdal Abi, umarım haklısındır, ama öyle olması gittikçe zorlaşıyor.”
(caner.akturk@boun.edu.tr)
***
Uçmak için yaratılıp, biraz da Türkiye’de doğduğu için istikbali yere çakılan pırıl pırıl bir gencimizin öyküsü böyle, ey okur...
Sırada, istikbali göklerde kovalayan “Çılgın Türkler” var. Onların macerası da gelecek haftaya... |