| Mehmet Tezkan |
| Yazara ulaşmak için : mtezkan@gazetevatan.com |
 Suçlu malum şahsiyet: Fatih Sultan Mehmet..

Tufan değil cinayet dedik..
Hemen telefon çaldı:
Cinayet hafif kalıyor; toplu katliam..
Yağmur bağıra bağıra geldi, sel gümbür gümbür aktı, belediye şaşkın şaşkın baktı..
İşin özeti bu..
Kılıf hazır; yüzyılın felaketi.. Tufan, ne yapılabilir ki..
Tedbir alsaydınız!
İkitelli’deki fabrikalar uyarılsaydı.. Dere yatağına kurulan garajdaki 300 TIR başka yere gönderilseydi.. Yağmur şiddetlenince Basın Ekspres Yolu trafiğe kapatılsaydı..
Ne olurdu?
BİR: Sel bu kadar çok can almazdı..
İKİ: Belediye Başkanı ve Vali ‘yönetici’ olurdu..
ÜÇ: İstanbul, çağdaş kent fotoğrafı verirdi..
* Şimdi ne oldu?
Onu da siz söyleyin!..
* Vali ve Belediye Başkanı insanları selden nasıl kurtardıklarını, kaç adet iş makinesi gönderdiklerini, kaç helikopter havalandırdıklarını ballandıra ballandıra anlattı..
Başbakan da ‘tebrik ederim’ dedi..
Neyi tebrik ettiğini ben anlamadım!..
*
Hal şöyle..
Belediye otobüsüne biniyorsunuz.. Belediye otobüsü selin göbeğine düşüyor.. Güç bela otobüsün tepesine tırmanıyorsunuz.. Sağanak yağmurda bekleşiyorsunuz.. Canınızı kurtardınız ama zatürre kapıda.. Belediye ekipleri belediye otobüsünün üzerinden sizi kurtarıyor.. Belediye Başkanı böbürleniyor.. Başbakan, belediye otobüsüne bindiği için sele kapılanları kurtaran Belediye Başkanı’nı canlı yayında ‘tebrik’ ediyor..
* Ne diyelim..
Tebrikler..
*
Herkes soruyor; bu işin sorumlusu kim?
Biri olmalı..
Aradım taradım, sordum soruşturdum, sonunda buldum..
Fatih Sultan Mehmet..
İki nedenle..
Ya İstanbul’u alıp bize bırakmayacaktı..
Ya da 556 yıl sonra çıkacak sorunları tahmin edip o günden tedbirini alacaktı..
Dereleri ıslah ettirecek, yataklarını koruyacak, yeşile el sürdürmeyecek 1000 yıllık imar planı hazırlatacaktı..
Uzak görüşlü değilmiş.. Ya da tembellik etmiş..
***** Millileri değil, Bosna’yı tuttum!..
Maçın 25. dakikasından sonra Bosna’yı tuttum..
Vallahi yürekten destekledim..
Bosna’nın her atağında yüreğim kıpır kıpır etti.. Milli Takım’ın her atağında gerildim..
Gol olmasın ki, kokuşmuşluğun üzerine sünger çekmesin istedim.. Gol olmasın ki, ‘dandini dandini dasdana, danalar girmiş bostana’ masalını yine dinlemeyelim dedim..
*
O halimiz neydi Allah aşkına..
İki eli omuz arkasına atmalar, dayıvari yürüyüşler, işaret parmağı sallamalar.. Damarlar fışkırana kadar bağırmalar, efelenmeler..
Ayıp ya!..
İlk defa olsa, hadi içimize atalım, sineye çekelim.. Strese, aşırı heyecana verelim..
İlk defa değil ki.. Hep böyle..
Dört yıl önceki Dünya Kupası elemelerinde de aynıydı... Bir araba yükü ceza aldık..
İplememişiz.. Kafayı değiştirmemişiz!
*
Bosna’da baş adam yine Fatih Terim’di..
(Ne havalı atıldı ama.. Hakeme bakışına dikkat ettiniz mi; ‘beni attın ha, vay köftehor vay’ der gibiydi)
Başaltı adam, tartışmasız Emre..
(Fenerbahçe formasıyla baş adam oluyor.. Hakeme omuz atıyor, rakibe küfrediyor. Bu çimenleri ben yarattım edasıyla geziniyor..)
* Vicdanlarımıza soralım..
Gögüslerinde ay - yıldızımız var diye bu kişilere katlanmak zorunda mıyız?
Milli Takım diye Fatih Terim zihniyetini sineye mi çekelim?
Ay - yıldızlı forma sırtlarında diye yaptıklarını görmezden mi gelelim?
*
O Ay - yıldızlı forma, benim formam..
Gördüm ki gasbetmişler..
Milli takımı işgal etmişler..
Ruhunu, kimliğini, kişiliğini değiştirmişler.. Yandan çarklı külhanbeyi aşısı yapmışlar..
Benim olmaktan çıkarmışlar.. Kutsallığını heba etmişler.. Kırmızı - beyaz formaya dönüştürmüşler..
Gizlice ağladım..
O ekibin Dünya Kupası’na gidememesine çok sevindim.. |