Reha Muhtar
 Yazara ulaşmak için : rmuhtar@gazetevatan.com
Increase text size
 Dünya Kadınlar Gününde Atatürk...

“Cumhuriyet’e gönül vermiş çağdaş Türk kadınları olarak, bizler için yaptıklarının bilinciyle, en derin minnet hisleriyle aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz...” dediği sırada sesi titremiş ve gözünden yaş akmaya başlamış Sevil Başbuğ’un...

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un eşi Sevil Başbuğ...

Biliyorum çoğu zaman asker eşlerini yazmak, onların gözyaşlarına değinmek, entelektüel açıdan “şık” yazılardan sayılmaz...

Daha mağdur ve daha “ötekileştirilmiş” kalan kesimlerden söz etmek entelektüel ve radikal şıklık addedilir...

Oysa Sevil Başbuğ’un gözyaşları bir komutan eşinden çok, başı açık, saçları muhtemelen meçli, hafif makyajlı, mini olmayan etekli, fileli olmayan çoraplı, makul oranda topuklu giyinen “Cumhuriyet Kadınları”nın Atatürk’e duydukları minnetin ve özlemin gözyaşlarıdır...

***


Türban giymek isteyenin türbanına kimsenin karışmamasını savunmak demokratça bir tavırdır...

Kürtçe konuşan anaların ve onların çocuklarının Kürtçe konuşma hakkını savunmak da bir özgürlük sorunudur...

Ancak bütün bunları savunmak, “Cumhuriyet Kadınları”nı tukaka etmek, onların duygularını yok farz etmek, 85 yıl önce Mustafa Kemal’in Türk kadınına verdiği o “özel ve müstesna konumu” küçümsemek anlamına gelmemeli...

Sevil Başbuğ’un gözyaşlarını çok iyi anlıyorum... Bu gözyaşlarını iyi anlamam darbe istemem anlamına gelmiyor...

Bu gözyaşlarını iyi anlamam, demokratik ve laik bir Cumhuriyet’in ne kadar gerekli olduğunu anlamama yardımcı oluyor...

O kadınları küçümseyenlere inat, o kadınlarla gurur duyuyorum ben...

Onların Mustafa Kemal’e duydukları minneti ve hatırasına duydukları saygıyı sembolize eden gözyaşları, bir tarihi liderin “kadına” verdiği kutsal değeri gösteriyor...

Demokrasiye inanmak, kadının varlığına, gelişmesine, haklarını kazanmasına inanmak demek...

“Bizler için yaptıklarının bilinciyle en derin minnet hisleriyle aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz” derken, sesi titremiş ve ağlamış Sevil Başbuğ önceki gün...

Dünya Kadınlar Günü’nde Atatürk’ü ziyaret etmek, muhteşem bir zerafet ve kadirşinaslık örneği...

Gözyaşları o muhteşem tablonun duygusudur...

***


BIGELOW VE KADINLARDAN ÖZÜR DİLİYORUM!..

Ödül töreninden önce, bahis oynayanlar eski kocasının filminin Oscar almasına yüzde 47, onun filminin ödülü almasına ise yüzde 42 şans veriyorlardı...

Eski kocası James Cameron filmin çekimleri ve tanıtımı için 500 milyon dolar harcamıştı...

O ise 20 milyon dolara mal etmişti filmini...

Oscar gecesine kadar bütün dünya AVATAR filminin gişe başarısından bahsediyordu...

Tüm zamanların en fazla izlenen filmi olma yolunda ilerliyordu Avatar ve gişe hasılatı dünyada 2 milyar doları aşmıştı...

Sadece Türkiye’de filmi 2 milyon 395 bin kişi izlemişti...

Onun ise The Hurt Locker (Ölümcül Tuzak) isimli filmini Türkiye’de hepsi hepsi 4 bin, dünyada ise 17 milyon insan izlemişti...

O sadece bir kez evlendi o da Oscar törenindeki AVATAR’ın yönetmeni, en büyük rakibi olan eski kocası James Cameron’la...

Cameron ise, 5 kere evlendi ve ondan Terminatör filminde oynattığı Linda Hamilton’la evlenmek için ayrıldı...

***


Eski karı-koca arasındaki tablo böyleydi önceki geceye kadar...

Sonra Los Angeles’taki Kodak Tiyatrosu’nda ödüller açıklandı ve Oscar ödülünü, 2 milyar dolar gişe hasılatı yapan eski kocasının filmine değil, 20 milyon dolarlık mütevazı bütçeli onun filmine verdiler...

Irak savaşındaki Amerikan özel birliğindeki insanları anlatıyordu The Hurt Locker (Ölümcül Tuzak)...

Oysa Avatar “Beyaz Suçluluğu”ndan ilham alan ve özel efekt sınırlarını daha önce hayal bile edilemeyecek diyarlara taşıyan, nefes kesici bir bilim kurguydu...

Ama kadının zaferi böyle bir şey işte...

Ödül en çok izlenene, en fazla gişe hasılatı yapana, en müthiş ve sınır tanımaz görsel efektler kullanana, hayallerindeki inanılmaz dünyaları en gelişmiş 3D teknolojisiyle sinema seyircisine sununa gitmedi...

Yaşam, çok daha mütevazı koşullarda, çok daha mütevazı bütçeli işler yapan Kathryn Bigelow’u zirveye taşıdı...

***


Yaşamın başka bir ritmi var...

11 dalda Oscar alan Titanic filminin de yönetmeni olan James Cameron için “gişe canavarı” deniyor...

İflah olmaz bir megaloman olarak ün yapmış...

Titanic’in başrol oyuncusu Kate Winslet onun öfkesini denetleyemediğinden söz etmişti...

Diktatöre benzetenler var onu...

Senaryosuna müdahale eden yapımcıyı silahla korkuttuğu, bütçeyi ve süreyi aşmaktan, oyuncuları tehlikeye atmaktan çekinmediği söylendi James Cameron’un...

Önceki gece baktım, espiri niyetine ödülü alan eski karısının boğazını sıkmaya kalkmış...

Ne kadar mükemmeli yapmaya çalışırsanız çalışın, başkalarının yaşam hakkına izin vermiyorsanız, megalomaniniz tavan yapmışsa, “Ben varım, ben biliyorum ve başkası bilmiyor” havasındaysanız, hayat size en güzelini yaptığınıza inandığınız anda, şamarı patlatıyor...

Dinç Bilgin’in Neşe Düzel’le yaptığı “Bir Medya Patronunun İtirafları” isimli röportajı okuyun orada da benzer şeyleri göreceksiniz...

***


Ben ne yalan söyleyeyim, AVATAR’ı inanılmaz ölçüde sevmiştim...

Kathryn Bigelow’un The Hurt Locker’ını ise izlememiştim bile...

Farkındayım hayatı hâlâ, esas olarak “ihtişam”dan ibaret görüyorum...

Bir zamanların gişe canavarı olan kocasına benzer bir rating canavarı için anlaşılabilir bir durum sayılabilir belki...

Ama Kathryn Bigelow’dan Oscar kazanan filmini zamanında göremediğim için özür diliyorum...

Oscar aldıktan sonra o filmi görüyor olmak, durumu kurtarmaz...

Çünkü şimdi Oscar’ın ihtişamının etkisiyle o filmi göreceğim...

Oysa Türkiye’de 4200 kişi o filmi daha Oscar ödülü ortada yokken, daha “ihtişam” kapıyı çalmamışken sinemasever olarak izlediler...

O gerçek sinemaseverlere gıpta ediyorum...

Bigelow ve kadınlardan özür diliyorum!..

***


SELMA ALİYE KAVAF’A İTİRAZIM...

Çok üzüldüm!..

Hürriyet’te manşeti gördüğüm pazar günü, içim cız etti...

Daha birkaç gün önce New York’ta Birleşmiş Milletler oturumunda izlemiştim onu...

Türkiye’de “Kız-erkek bütün çocukların okuması için yaptıkları seferberliği anlatırken...”

Selma Aliye Kavaf muhafazakâr bir hükümetin Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanı...

Selma Kavaf’la benim düşüncelerim aynı olmak zorunda değil...

Aynı olmadığı için üzülecek de değilim...

Onun kılık kıyafet, hayata bakışıyla benimki aynı olmayabilir...

Ama “eşcinselliği tedavi edilmesi gereken bir hastalık” olarak gördüğünde, içim cız eder, üzülürüm...

***


Eşcinsel çocuğu, yakını olan aileler adına, eşcinsel olan insanlar adına ve hayatı kimseler için ötekileştirmeyen bütün insanlar adına üzülürüm...

Selma Hanım farkında mı “Onlar hastalar, tedavi edilmeliler!..” diyerek o insanları nasıl dışarıya ittiğinin?..

Eşcinsellik dünyada 1973’ten beri hastalık olarak değerlendirilmiyor...

Dünya literatüründe hastalık olarak değerlendirilmeyen bir eğilimin sahiplerini “hastalıklı” nitelemenin, o insanları ve aileleri ne kadar üzeceğinin farkında mı Selma Hanım?..

Bakan’ın bir sözünden cesaret alacak insanların, o kişilere nasıl bakacaklarını düşündü mü peki?..

Belki çevresindeki birkaç “muhafazakâr aileden alkış almıştır” bu sözlerinden sonra...

Ama bilmeli ki “ötekiler” bazen azınlık olabilir...

Ama “azınlıklar da bizzat insanlıktır...”

Bunu en iyi bilmesi gereken Selma Hanım değil midir?..


Yazarın Önceki Yazıları
Atatürk'ün "Veda"sında hüngür hüngür ağlayan salon... ( 09.03.2010 )
Agatha Christie'yi soyadını aldığı kocası terk edince... ( 07.03.2010 )
New York'ta muhteşem bir Chicago müzikali ( 05.03.2010 )
Gazetecilikte 30 yılın hesaplaşmaları... ( 04.03.2010 )
'Kürt analarını okutabilseydik eğer...' ( 03.03.2010 )
Tarkan'ın kokainden yakalanması ve Tatlıses'in kokain itirafı ( 02.03.2010 )
Aşkı yüzünden 33 yıl akıl hastanesinde kalan kadın… ( 28.02.2010 )
Parti kapattırmak için belaltı vuruşlar... ( 27.02.2010 )
Tüm Yazılarına ulaşmak için Tıklayın (1012)
Yazarımızın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız...


          Gazetevatan Twitter'da    Paylaş



 OKUYUCU YORUMLARI Yorum Yapmak İçin Tıklayınız 
sevinç yalçıner (279)    [Tüm Yorumları]
10.03.2010 15:10:49
EŞCİNSEL OLMANIN ÖZRÜ KABAHATİNDEN DE BÜYÜK...EŞCİNSLLİK HASTALIK BİLE DEĞİL HASTA,SAPIK RUHLU İNSANLARIN TERCİHİYMİŞ...BUNU ÖĞRENMEK SON DERECE ÖNEMLİ...BUNUN NERESİ SAVUNULMALI SÖYLERMİSİNİZ!!!
% 0
% 0
% 0

sevinç yalçıner (279)    [Tüm Yorumları]
10.03.2010 14:12:47
EŞCİNSELLİĞİ HASTALIK DİYEREK KİBARCA TANIMLAMANIN,GENÇ İNSANLARIN EĞİLİMLERİNE KÖTÜ ÖRNEK OLMASINI ENGELLEMEK İSTEMENİN NERESİ KÖTÜ SÖYLERMİSİNİZ!YANİ AİLELER BU ZAMANA KADAR MUTLULUKTAN ÖLÜYORDUDA BU SÖZLERDEN SONRAMI UTANIP ADAM İÇİNE ÇIKAMAYACAK!FAZLADA ABARTMAYIN LÜTFEN...
% 0
% 0
% 0

Kartal Doruk (203)    [Tüm Yorumları]
10.03.2010 13:54:16
O Mustafa Kemal artik okul kitaplarindan bile cikariliyor. Bilmem farkindamisiniz Sn. Muhtar!
% 0
% 0
% 0

M.Emin Varol (6)    [Tüm Yorumları]
10.03.2010 13:37:57
Sayın R.Muhtar*Türban giymek isteyenin türbanına kimsenin karışmamasını savunmak demokratça bir tavırdır...* buyurmuşsunuz.Bu deyiş herkesin kullandığı ve hayır diyemeyeceği düşüncedir. Neden başörtüsü ile türbanı ayırmıyorsunuz? Neden türbanın dine alet edildiğini belirtmiyorsunuz?
% 100
% 0
% 0
1 kişi oyladı

funda yamanel (1434)    [Tüm Yorumları]
10.03.2010 11:19:13
Bende inanin TV de seyrederken cok etkilendim,Ataturkun biz Cumhuriyete gonul veren ve yasamlarinda esitlik ve ozgurluk ve ayni sartlarda erkek ile dostca calismak,paylasmaktan onur duyan kadinlarin Ataturke minnetinin olmamasi dusunulemez.Cok samimi idi o gozyaslari ve bende kendim aynisini TV de seyrederken hisettim,samimi olarak soyluyorum bizleri de Atamizin huzuruna goturdu Sevil BASBUG,sagolsun.
% 98
% 2
% 0
42 kişi oyladı

Toplam 8 yorum yapılmıştır, tüm yorumları okumak için tıklayınız...
Bu Habere yorum yapan diğer üyelerimiz
Hakkı Kurt  AŞIK MÜRVETLİ  efe kaynak 
Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Vatan ve gazetevatan.com sorumlu değildir.
Yorum Yapmak İçin Tıklayınız



 ADnet Reklamları Siz de reklam verin