 Şarkî İslamiyet’e garbî terbiye
 Meğer savcılar savcıları, polisler askerleri tutuklar, subaylar intihar eder, muktedir develer tellallık, muhalif pireler berberlik yapar iken, velhasılı ahali tahta çıkan şebeklerle, şebeklerin muradına üşüşen sineklere bakadursun hayret ile...
Uydurulduğu 1994’ten beri beklenen “Kutlu Doğum Haftasını Kutlama Yönetmeliği”, 13 Şubat 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlarak nihayet yürürlüğe girmiş de haberimiz yokmuş, sayın seyirciler...
Türkiye, bu yönetmelikle sadece cumhuriyet değil, Osmanlı ve hatta İslam dünyası tarihinde görülmemiş bir cürete imza atıyor, tam olarak iki başlıkta İslamiyet’i “reforme” ediyor:
1. AKP iktidarının “dini devlet işlerine karıştırmak”la itham edildiği bir dönemde, devletin dine karışmakla kalmayıp, dinsel vecibeler üstünde, hem de resmi yönetmelikle “hâkimiyet” kurduğunu gösteriyor.
2. Kur’an’a göre kameri zaman hesabı kutsal, dolayısıyla “dokunulmaz” olup, bir mübarek tarihin, başka bir tarihe kaydırılması, mübarek aylara eklenti yapılması haramdır. Ve Allah, bu haramı işleyen “zındık”lara yol göstermez (Sure 9, Ayet 37)...
Oysa, Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikle resmileşen “Kutlu Doğum Haftası”nda, hicri takvimin üçüncü mübarek ayı Rebiülevvel’in 12’sinde dünyaya gelen Hz. Muhammed’in doğumu, Hz. İsa’nın miladi takvimine taşınıp 14-20 Nisan tarihine sabitlenmekle, bu haram işlenmiştir! Türkiye’de Kur’an’ın kameri devinime göre saptadığı mübarek bir tarihi, resmi yönetmelikle güneşin yörüngesine oturtmak cüreti, Almanya’da düzenlenen -ve ne tesadüf, yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayınlandığı haftaya denk gelen- bir toplantı tutanaklarıyla birlikte okunduğunda, doğulu İslamiyet’e batılı terbiye diye özetlenebilecek bir reform hareketi başlatıldığı açıktır.
Zaten Münih’te “Kültürlerarası Diyalog Merkezi”nin düzenlediği toplantıda, “Avrupa’da Musevilik-Hristiyanlık sentezi bir İslamiyet’in biçimlendirilmesine dair yol haritası” bile açıklanmıştır!(*)
***
Münih’teki bu toplantıda, 2008 yılına kadar Frankfurter Allgemeine Zeitung’un Türkiye muhabirliğini yapan Dr. Rainer Hermann, “Bürokrasi, TSK ve yargı, cemaatin önündeki en büyük engeldir” dedikten sadece dört gün sonra Erzincan’da Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’le birlikte tüm Türkiye’de 40’ı aşkın üst düzey komutan ve subay tutuklanmış, AKP ile yargı arasındaki yüksek gerilimli çekişme başlamıştır... Münih’te “tak” diye basılan düğmenin, Türkiye’de “şak” diye ilik açması, herhalde küreselliğin iletişim hızını olduğunca, garbın şarklı İslamiyet’te başlattığı reformun da hem küresel boyutunu, hem de enerji kaynağını göstermektedir.
Hele Musevi/Hristiyan sentezi yeni İslamiyet’in tanıtıldığı Münih’teki sempozyumu IDIZEM Türk öğrenci derneğinin yanı sıra, Hazreti İbrahim Dostları (Freunde Abrahams), Katolik “Pax Christi” hareketi, Protestan Kilisesi vb. gibi birbirinden “ehli Müslim” kurumların ortaklaşa düzenlediği...
İslamiyet’e dökülen yeni kalıbın, Brüksel’den Prof. Peter Hans Vöcking, Washington’dan Prof. Thomas Michel, Moskova’dan Prof. Leonid R. Syklainen ve Alman Wilhelm Willeke tarafından anlatıldığı... Zaten açış konuşmasını da Ortodoks Piskopos Malamoussis’in yaptığı düşünülecek olursa...
İslamiyet’in Kuzey Amerika’nın Potomac vadisinde yeniden doğduğu ve Avrasya’ya bu kez Mezopotamya’dan değil, Avrupa üzerinden yayıldığı anlaşılmaktadır.
***
Bana göre hava hoş, ama gerçek imanlı ehli Müslim’in, “İslamiyet’te reform bu adreste mi başlamalıydı ve reformcular Hz. Musa ile Hz. İsa müritleri mi olmalıydı?” diye durup düşünmesi gerek...
Çünkü bu durumda, Türkiye’nin Hz. Muhammed’in hicri doğumunu miladi takvime taşıyıp sabitlemesi yetmez.
Bugün Atatürk’e yapılan saygısızlık, yarın İslamiyet’in mukaddesatına reva görülebilir.
Atatürk’ün laik cumhuriyet reformları garbi ve tepeden inmeydi, ABD’nin İslami reformları da hem tepeden inme, hem garptan çakma...
(*) Atilla Çoşkun/www.odatv.com 11. 02. 2010 |