Tuncay Özkan tutukluyken polemik yapmam...
Reha Muhtar - rmuhtar@gazetevatan.com

Bugünlerde gazeteci tayfası, Ergenekon operasyonundan, batık bankalar operasyonuna kadar bir dizi olayla, benim SHOW’dan ayrılmam arasındaki bağları kendilerine göre yazıyorlar...
Bu gazetecilerden Rasim Ozan Kütahyalı hafta sonunda Taraf Gazetesi’nde benim SHOW’dan ayrılmamla Ergenekon operasyonu ve Tuncay Özkan’ı bağlantılı gösteren bir senaryo yazdı...
Rasim Ozan’a şöyle söyleyeyim:
Doğrudur elli yıllık hayatımda hiçbir derin, karanlık, operasyonel ve şeffaf olmayan karmaşık ilişkilerin içinde olmadım...
Bana operasyon mu yapıldı, yapıldıysa nasıl yapıldı ne yapılmaya çalışıldı, bunları bilebilmek için “Batık bankaları, batık bankalarla değişen sermayeyi, değiştirilmek istenen iktidarları, toplumu dizayn etme planlarını ve ticari rekabetle birlikte daha çok fazla şeyi ortaya çıkarmak lazım...”
***
Mesele değil...
Kapağı açarım, günışığını karanlıklardan içeri sokarım...
Ama bunu bugün yapmam, yapamam...
Çünkü bu işlerde adını geçirdiğin Tuncay Özkan, şu anda Silivri’de tutuklu...
Onun tutuklu olduğu bir ortamda, eşit olmadığımız bir hayat düzeninde, ona karşı suçlayıcı tavırlarda olmak, benim insanlığıma yakışmaz...
O tutuklu oldukça hiç kusura bakma Rasim Ozan kardeşim:
“Benden sana hayır yok...”
***
Gelelim “Diana’yı MOSSAD mı öldürdü?..” başlığıyla yaptığı araştırmacı gazeteciliğini övdüğüm ve bu köşede yer verdiğim Takvim Gazetesi’nin önce Dinç Bilgin üzerinden Zafer Mutlu, sonra da Erol Aksoy’un söylemediği halde, söylermiş gibi yaptığı sözler üzerinden benim üzerimde yürütmeye çalıştığı anlamını bilmediğim kampanyaya...
Belli ki VATAN Gazetesi’ne “vur” demiş birileri ve pespayi yöntemle bu “Vur emri” gerçekleştiriliyor...
Takvim Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler kardeşimin tevellütü yetmez...
Yeni kuşak bir gazeteci arkadaşımız...
Ona benden mesleki abilikten kaynaklanan bir dost tavsiyesi:
“Gazetesinde bastığı bu yazı dizisini yazanların, o daha bu dünyaların çok uzağındayken, Hürriyet Gazetesi’nin Ankara bürosundan yalan haber yazdıkları gerekçesiyle atıldıklarını biliyor mu?..”
VATAN Gazetesi’yle uğraşabilirsiniz...
Ama yalan haber yaptıkları tescil edilmiş kişilerin, söylenmemiş sözleri, edilmemiş lafları manşete çıktıkları riyakârlıklarla değil...
Bilmem elinize ne geçti?..
Ama bu haberleri gördükten sonra kişisel olarak artık “araştırmacı gazetecilik örneği! MOSSAD haberlerine” de pek inanasım gelmiyor...
Orhan Veli’nin dediği gibi arkadaş;
“Yazık oldu, Süleyman Efendi’ye!..”
***
REHA MUHTAR KARDAK’TAN BİLDİRMİYOR!..
Ben Atina’dayken Yunanlılar Taşoz adası açıklarında Kanadalı bir firmayla petrol arama işine girmişlerdi...
Ege’de Yunanlıların petrol arama çalışmalarına başlayınca Turgut Özal, Piri Reis gemisini Ege’nin açık sularına çıkardı...
Yunanistan Ege’de petrol arayacaksa, Türkiye’nin de bu hakkı vardı...
Piri Reis’in çıkacağını haber alan Yunan Başbakanı Papandreu gözlerini kısarak şöyle demişti:
“Gelirlerse cevabımız sözlerden ibaret olmayacak...”
Ege’de savaşa gidilen, o günlerde Atina’dan kalkıp Taşoz adasına gitmiştim...
Fırtına vardı, adadaki Yunanlılarla konuşmuş, petrol sondajı yapılması düşünülen yerlerin resimlerini çekip gazeteye göndermiştim...
***
O zamanlarda Ege’de petrol aramaları konusunda savaşa ramak kalıyordu...
O sürecin bütününü, Ankara-Atina Savaşa Bir Var kitabında yazmıştım...
Özal’la, Papandreu’yla birebir görüşerek...
Şimdi neler yaşandığı ortaya çıkan Kardak kayalıkları krizi gösteriyor ki,
“Savaşlar bile sitcom olmuş!..”
Kardak savaşları birkaç keçinin bulunduğu kayalıklara, gazeteciler bayrak dikmeye kalkınca çıkıyormuş...
Koskoca Amerikan Başkanı, CIA Başkanı seferber olmuşlar, kayalıklarda bayrak dikme yarışından başlayan Türk-Yunan savaşını engellemek için...
Hayat ne ilginç!..
Gerçek savaşın petrol arama hakkı için çıkacağı günlerden, keçi dolaşan kayalıklarda medyanın bayrak dikme merakı yüzünden meydana gelen savaşlara...
Gerçek krizle beslenen savaş günlerinin ertesinde “Türkiye ile diyaloğu başlatırken Yunan Başbakanı’nın ofisi Megaro Maksimu’ya davet etmişlerdi beni...”
“Diyaloğun daha iyi olabilmesi için, düşünceleriniz nedir” diye sormak için...
Nereden nereye?..
Bunlar neden bahsediyor!..
Biz neler yaşamıştık?..
Savaşı da bir sitcom gösterisi olarak mı görmüşlerdi acaba?..
***
YAVUZ DONAT’IN SİGARA LOBİSİYLE İLGİLİ MÜTHİŞ YAZISI...
Çocukken başladığıma göre herhalde 40 yıldır okuyorum Yavuz Donat isimli usta gazetecinin Ankara kulislerinden en çarpıcı manşetleri verdiği, kimsenin bilmediği, kimsenin uzanamadığı gerçekleri yazdığı “Vitrin” köşesini...
Semra Özal’ın, Mehmet Keçeciler’in kellesini alması için Turgut Özal’la lades tutuşmasını bile ondan öğrenmişti Türkiye...
Müthiş bir haber ağı, kulislerin en derine sızacak kadar geniş bir ilişki ağı vardır Yavuz Donat’ın Ankara’da...
Dün Sabah Gazetesi’ndeki yazısını en başta o gazetenin yazarı Hıncal Abi okumuştur mutlaka...
***
Şöyle yazıyor Donat:
“Bunca yıldır izleriz onun için çok iyi biliriz ki...
Meclis ‘iki sektörün’ menfaatine dokunacak bir iş yapmaya kalksa, kızılca kıyamet kopar...
Zira bu iki sektörün ‘lobileri’ olağanüstü güçlüdür...
1)İlaç sektörü...
2)Sigara...
Bugün ‘sigara yasağının delinmesi... Sigara yasağı kanununun iptali’ için görüyoruz ki ‘büyük lobi’ yine devrede...
‘Kimler’ derseniz kimse bilmez...
‘Hani neredeler’ derseniz, kimse görmez...
Sadece hissedersiniz...”
***
Yavuz Donat diyor ki:
“Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ bu sigara işinde çok çalıştılar...
Yiğidi öldür ama hakkını ver...”
Tamamen hak veriyorum ve dün Tayyip Erdoğan’a Dünya Sağlık Örgütü tarafından verilen 2010 yılı Özel Ödülü’nü tebrik ediyorum...
Ancak bir itirazım var Tayyip Bey’e:
Diyor ki “İntiharın özgürlüğü olmaz... Ben bu olayı intihar olarak görüyorum...”
Hayır kişinin kendisinin sigara içme özgürlüğü vardır...
İçki içme özgürlüğü de...
Sigara veya içki “intihardır” deyip, “kurusu da sulusu da aynı bunun” diyerek “intihara özgürlük vermeyiz” demek, olayı başka bir yere götürür...
Yarın sigaranın ve içkinin yasaklanmasının “fikri temeli” oluşur...
Oysa sigara savaşı, insanların sigarayla etrafa zarar vermesini önleme savaşıdır...
Kişisel özgürlüklere karşı çıkma değil...
Keza “içki zararlıdır veya zararsızdır” tartışması, politik değil tıbbi bir tartışmadır...
Başbakan’ın bu konulara bu kadar detaylı girmesi, belediyelerdeki “yasakçı zihniyeti” uyandırabilir...
Sonuçta sigaraya karşı muhteşem bir savaş veriliyor...
Bu noktada kalmakta yarar var...
Maaşa yeni zam formülü